Bunların bir bölümü, bir paylaşımın, bir grubun parçası olmakla bilgelik mertebesine ulaştıklarına inanıyor.
Bunlar her şeyi biliyorlar.
Bilmediğini bilmeyen yeni bir insan türü.
21. yüzyılın defolu ürünleri.
Sosyal medya maymunları.
Çehov ve Gorki, Rus asıllı, dünya edebiyatının iki devi. İki dost.
Gorki, Çehov'u Kırım Küçükköy'deki evinde sık sık ziyaret eder. Çehov, Gorki'den yıl itibariyle sekiz yaş büyük. Edebi büyüklüğünü ise edebiyatçılara bırakalım.
Maksim Gorki'nin yazdığına göre, Çehov basit ve sade olanı, gerçek olanı, içten olanı sever, bir yolunu bulur, başkalarını da sadeliğe getirirmiş.
Bir seferinde son derece süslü üç hanım Çehov'u ziyarete gelmiş. Odayı ipek fistanlarının hışırtısı ve parfümlerinin baş döndürücü kokusuyla dolduran bu üç hanım, ev sahibinin önüne kurumla yerleşip, sözde aşırı ilgi duydukları politika üzerine sorular yöneltmeye başlamışlar.
"Savaş sizce nasıl sonuçlanacak, Anton Pavloviç? (Çehov'un adıdır)
Çehov öksürür, birazcık düşünür ve yumuşacık, nazik, pes sesiyle ciddi ciddi cevap verir:
"Hiç kuşku yok ki, barışla."
"Orası belli. Ama kim kazanacak? Yunanlar mı, Türkler mi?"
"Bence güçlü olan taraf kazanacaktır."
Hanımlar hep bir ağızdan, "Peki sizce güçlü olan taraf hangisi?" diye sorar.
"Daha iyi beslenmiş, daha iyi eğitilmiş olan."
Hanımlardan biri, "Ne kadar nükteci, değil mi?" der, avaz avaz.
Bir başka hanım ise, "Peki kimi yeğliyorsunuz siz, Yunanları mı, Türkleri mi?" diye sorar.
Çehov ona sevecenlikle bakar, nazik nazik gülümseyerek cevap verir:
"Ben meyve şekerlemesini yeğlerim, siz de sever misiniz?"
"Ah, evet!" diye atılır hanımefendi.
Öbür hanımlardan biri de büyük bir ciddiyetle, "Meyve şekerlemelerinin çok hoş bir tadı vardır" diye lafa karışır.
Bunun üzerine üçü birden, şekerlemeler üzerine hararetli bir konuşma açıp, bu konuyla ilgili derin bilgilerini bütün incelikleriyle sergilerler.
Şu ana kadar kafalarını hiç uğraştırmamış olan Türklerle Yunanlara sözüm ona büyük bir ilgi duyuyormuş gibi görünebilmek için kafa patlatmak zahmetinden kurtulduklarına sevindikleri besbellidir.
Oradan neşe içinde ayrılırken Çehov'a söz verirler:
"Size bir kutu dolusu meyve şekerlemesi yollayacağız."
Onlar gittikten sonra Gorki, Çehov'a, "Güzel konuştun" der.
Çehov kıs kıs güler.
"Herkes kendi bildiği dilden konuşmalı."
Sosyal medya maymunları, Çehov'u ziyarete gelen hanımların zarafetinin yakınına bile yaklaşamazlar. Onlar her şeyi bilirler ama kimseye meyve şekerlemesi göndermeyi akıllarına getirmezler. Onlar istemeye, istediklerini almaya alıştırılmış yeni bir insan türüdür.
Not: Sözü edilen konu, 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı (Otuz Gün Savaşı) olmalı. Girit meselesi ve Yunanistan'ın saldırıları nedeniyle 17 Nisan - 19 Mayıs 1897 tarihleri arasında yaşandı. Kısa süren savaşı Osmanlı ordusu kazandı.
(Kaynak: Anton Çehov / Seçme Öyküler 1 / Türkçesi Hasan Âli Ediz / Yordam Edebiyat)