Unutulmaması gereken acı gerçek … Şükrü KARAMAN yazdı...

Güneydoğu ve Akdeniz’de 11 ili vuran, 57 bini aşkın canı yaşamdan koparan 6 Şubat depreminin üçüncü yıldönümü. Büyük depremde hayatını kaybedenleri saygı ile anıyor, ailelere sabırlar diliyoruz. Ancak ateş düştüğü yeri yakar misali o ailelerin acısı hiçbir zaman dinmeyecektir.

Üç yıl önce, 6 Şubat 2023’te meydan gelen depremde çok büyük acılar yaşanmış, çok büyük yıkımlar olmuştu. On binlerce insanın yaşamını yitirdiği depremin hüznü hala canlılığını koruyor. Yakınlarını depreme kurban verenler yasları ile baş başa kalarak yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Eşini, evladını, annesini, babasını, yakınını kaybeden acı dolu halk hayata tutunmaya çalışıyor.

Sabaha karşı bölgeyi vuran, devasa binaları yerle bir eden depremin korkusunu üzerinden atlatabilmiş değil halk. Yaralar tümü ile sarılamadı, TOKİ’nin yaptığı konutlara karşın hala konteynerlerde yaşayanlar var. Bölgeden gelen haberler barınma sorunlarının devam ettiği yönünde. Ekonomik ve sosyal yıkımın etkileri sürüyor. Devletin daha yoğun çalışmayla bölgenin ve halkın süren sorunlarını bir an önce gidermesi gerekiyor.

“Asrın Felaketi” olarak nitelendirilen depremin üzerinden 3 yıl geçmesine karşın kentlerin iyileştirilmesi, halkın yaralarının sarılması istenilen hızda değil. İnsanlar bir önce depreme dayanıklı konutlara kavuşmayı bekliyor. Üç yıl önceki büyük acıda en büyük hasar ve can kayıpları “Medeniyetler Şehri” Hatay’da yaşanmıştı. Yerle bir olan kentte sağlam bina kalmamıştı. Kahramanmaraş, Malatya ve Adıyaman’da da çok sayıda can kayıpları ve hasarlar olmuştu. Açgözlü müteahhitlerin yaptığı çürük apartmanlar, oteller, iş hanları, lüks rezidanslar un ufak olmuştu 7.7 ve 7.6’lık depremlerde. Malzemeden çalınarak inşa edilmişti dışı allı boyalı süslü binalar. O müteahhitler bunun hesabını vermeden dışarıdalar. Canlar gitmiş, ocaklara ateş düşmüş hiç umurlarında değil.

Türkiye, aktif deprem fay hatları üzerinde bulunuyor. Doğa harikası ülkemiz aynı zamanda deprem ülkesi. Böylesine belirgin gerçek ortada iken olası depremlere karşı gerekli önemler alınamıyor, dahası önemsenmiyor. Her türlü kentsel yapılaşmada deprem gerçeğine göre tutum takınılması gerekiyor. Lakin kentleri saran açgözlü müteahhitlerin yaptığı çok katlı binaların ne kadarı depreme dayanıklı bilinmiyor. Yeteri kadar denetlendiği de sır. Parayı bastırıyor, imar ve yapı ruhsatını alıyor. Oysa o çürük binalarda yüzlerce insan yaşıyor. Ülkemiz deprem ülkesi. Bu gerçeği unutmadan yaşamak zorundayız.

Belleklerimizde unutulmaz izler bırakan, on binlerce insanımızı yitirdiğimiz 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ile 6 Şubat 2023 depreminden yeterince ders çıkaramadığımız anlaşılıyor. Çok sık hayata geçirilen imar afları, kentleşme ve yapılaşmada yanlışlar sürüyor, afetlere tam hazırlıklı hale gelinemiyor. Hala dere içine, yatağına ev yapanlar var ve buna izin veren ve göz yuman belediyeler mevcut. Bu kadar mı akıldan uzak kalınır. Deprem olur güvenli olmayan binalar yerle bir olur, canlar gider. Sel olur dere içindeki binalar yıkılır, sürüklenir. Niye hep bunlar bizim ülkemizde gerçekleşiyor. Japonya ve Güney Kore’de 7 ve üzeri büyüklüğündeki depremlerde devasa yüksek binalar dimdik ayakta kalıyor, insanların burnu bile kanamıyor. Bu ayrıntı bir şeyleri anlatmıyor mu...

1999 yılında meydana gelen Marmara Depremi ön uyarı idi ülkemiz için. Ne var ki, o depremden yeterince ders alınamadı. Zira beklenen büyük İstanbul depremine yönelik önlemler tam olarak hayata geçiriemedi. Megakentin, özellikle Avrupa yakasında üflesen yıkılacak durumdaki çürük binalarda yüz binlerce insan yaşamını sürdürüyor. Deniz kumu ve eksik demirle inşa edilen, sonradan kolonları kesilen mecali kalmamış binalar kendiliğinden çöküyor. Çok sık olmaya başladı bu tür olaylar. Çürük yapıların kendiliğinden çökmesi iktidar ve belediyeye olası deprem için bir mesaj aslında. Kaçak yapılara göz yumulması, imar afları gibi depreme davetiye çıkaran uygulamalara karşı ödünsüz tutum takınılması belediye ve iktidarın temel ödevidir. Her imar affının, görmezden gelinen kaçak yapıların bedelini deprem ve sel felaketlerinde can kayıpları olarak ödüyoruz.

Tek gerçek Türkiye’nin deprem ülkesi olması .“Deprem öldürmez, çürük binalar öldürür” sözünü akıllardan çıkarmayalım. Yer bilimciler sürekli “Depreme dirençli kentler oluşturmazsak, büyük kayıplar vermeye devam ederiz” diyerek uyarıyor. Deprem ülkesinde yaşadığımız gerçeğini kabul ederek, yer bilimcilerin uyarı ve önerileri doğrultusunda önlemler almak, yeni politikalar saptamak kaçınılmaz. Deprem, yangın, sel gibi afetlerden çok çekmiş ülkemizde yeni acılar yaşamak istemiyoruz.

{ "vars": { "account": "G-1REJ3H5V8B" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }