Bizim kuşak, şaşırıp hayret edilen ve içinde utanç duygusu barındıran olağandışı bir durum karşısında, kocaman bir 'abooov' çekerdi.
Abooov'un bir de ikiz kardeşi vardı, 'annah'. Bu ikizlerin annesi 'ünlem'di.
O vakitler, şimdi herkesin dilinde olan 'oha', 'çüş', 'vay canına' lafları henüz tedavülde değildi.
Abooov, ağırbaşlıydı, çekingendi. Ulu orta "ben burdayım" diye bağırmazdı. Her yere girip çıkmazdı. Bir çıktı mı, pir çıkardı. Balyoz gibiydi, indiği yeri ezerdi. Büyük bir ayıbı, çirkinliği, utanmazlığı ve korkuyu duyar duymaz meydana fırlardı.
Annah, daha çok gezerdi, tanışığı çoktu. Ama her duruma burnunu sokmazdı. Üzüntü ve pişmanlık halleri ile bir tepki veya hayret edici durumda ortaya çıkar, sonra yine bir kenara çekilirdi. Herkesle sıkı fıkılığı o da sevmezdi.
Abooov, hali ve tavrıyla 'oha'ya biraz yakın sayılabilir. "Abooov, öyle mi yapmış! Vay anam vay!" dendi mi, bilirdik ki büyük bir kötülük veya çirkinlik olmuş.
Annah, ise bugün gençlerin sıklıkla kullandığı 'Yok artık' sözcüğüne yakın. "Annah, doğru mu? Ben duymadım" dendi mi, bunun ardında biraz şaşkınlık, biraz hayret yatardı.
Annah, üzüntü, pişmanlık, kendine kızgınlık anlamı içerir, 'eyvah' yerine de kullanılırdı. "Annah, kaçırdık! Gözümüzü dört açsaydık böyle olmazdı" örneğindeki gibi.
Derdim, bugün pek kullanılmayan bu yöresel sözcükleri hatırlatmak değil. Gündemde, "Yürü ya kulum ailesi"nden birinin fon vurgunundan 2 milyar lira kaldırdığı iddiası var.
Bu iddialar ne ilk ne de son olacak. Her büyük olay gibi, bir süre sonra unutulup gidecek.
Bu iddialarla ilgili haberi ilk duyduğumda ağzımdan farkında olmadan "Abooov" nidası çıkıverdi. Bu şaşkınlık halim, hem paranın büyüklüğüne hem makamın suistimal edilmesineydi.
Emekliler, üç harfli marketlerin kampanyalarından ucuza turşuluk ararken, bir çay parası harcamaktan çekinirken, gerçekten durumumuz abooov'luk. Ak Parti iktidarında doğan gençlerin ifadesiyle "oha artık!"
Sosyal medyada bu konudaki paylaşımlardan başım döndü. Hakaretler, küfürler, neler neler, gırla gidiyor. Eski defterler açılıyor, unutulan isimler yeniden gündeme geliyor.
Bir öfke boşalması hâli var. Gördüğüm bir öfke seli. Birikmiş bir öfkenin dışa vurumu. Asla hafife alınacak gibi değil. Bu ve benzeri olaylar, toplumsal ahlakın üzerine asit dökmektir.
Vicdanlarımıza kurşun sıkılmış gibi sancılıyız.
Bu sancılı hâlden, yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık, utanmazlık girdabından ne vakit çıkarız?
Karamanlı şair yazar, kıymetli hemşehrim Yunus Yaşar, bir şiirine "Abooov" başlığını vermiş. Yunus Yaşar'ın şiiri şu dizelerle başlıyor:
"Abooov... ne arsızmış bunlar ak kuzum
Yüzlerinde sanki camız gönü var."
(Karaman'da anneler çocuklarını "ak kuzum" diye severdi. Rahmetli annem de bu benzetmeyi dilinden düşürmezdi.)
Bana göre, en makul, nahif ve sağduyulu çağrı Ak Parti'nin kurucularından, eski bakan Nimet Baş'tan geldi. Hemşehrisi olmakla bir kez daha gurur duydum. Nimet Baş, hukukçu kimliğinden sızan üslupla şunları yazmış:
"İşlenmiş bir suça göz yuman, görmezden gelen, gerçekleri çarpıtan, kurumlarda adaleti sağlamak görevi olup da sağlamayan, aksine suçu örtbas eden, nüfuzunu kullanarak menfaat elde eden, adil bir karar verilmesini engelleyen, yargıyı aracı kılarak, masum insanların hayatını zindan edip bundan fahiş menfaat elde eden birileri var ise; işimiz beddua etmek değil, hukukun işlemesini sağlamaktır."
Beddua etmek çaresiz insanın feryadı, adalet ve hukukun gereğini yapmak ise devletin temel amaçlarından biri ve görevidir.
Günün Notu: Kalem sahiplerine düşen ilk vazife: Telaş etmemek, öfkelenmemek, kin kışkırtıcısı olmamak. Halkı okumaya, düşünmeye, sevmeye alıştırmak. (Cemil Meriç / Bu Ülke)