— çünkü bazen hakikat, midenin kaldıramayacağı kadar ağırdır.
Çocukken en çok neye ihtiyaç duyarsın biliyor musun?
Güvende hissetmeye.
Ve ne gariptir ki, bu ihtiyaç çoğu evde sessizce aç kalır.
Aile dediğimiz yer, çoğu zaman bir sığınak değil, gizli açlıkların mutfağıdır.
Sevgiye açlık, anlaşılmaya açlık, görülmeye açlık…
Ama bu açlıklar öyle bir saklanır ki, herkesin rolü vardır:
Anne “her şey yolundaymış gibi” yapan kaptan,
Baba duygusunu belli etmeyen uzak dağ,
Çocuklar ise hislerini konuşmayı bilmeyen ama fazlasıyla hisseden yolcular.
Ve bu duygusal kıtlık içinde büyüyen bir çocuk, gerçeklerin tokatını yememek için kendine bir dünya kurar.
Biraz sihirli.
Biraz pembe.
Biraz “biri gelecek ve beni anlayacak” gibi.
Buna “fantezi” deriz.
Ama aslında o, hayatta kalmanın yaratıcı bir yoludur.
Fantastik Aşk Hikâyeleri Nereden Çıkar?
Bir yetişkin oluruz, ama içimizde o küçük çocuk hâlâ bekler.
Gerçek ilişkiler karmaşıktır: sınırlar, ihtiyaçlar, hayal kırıklıkları, aynalanma arzusu, terk edilme korkusu…
Bunlarla yüzleşmek yerine ne yaparız?
Bir “ruh ikizi” hayali kurarız.
Bizi bir bakışta anlayan biri…
Hiç tartışmadan bizi seven biri…
Yaralarımıza ilaç olan, eksiklerimizi tamamlayan biri…
Yani hakikatin karnı acıkınca, fanteziyle doyurmaya çalışırız o açlığı.
Çünkü gerçeğin mutfağında emek vardır.
İlişki kurmak, büyümek gibidir:
Dökülürsün, dağınık olursun, bazen rezil, bazen sefil…
Ama işte tam da orası, gerçek temasın olduğu yerdir.
Ailede Başlayan Masal
Çocuklukta duygularına yer bulamamış bir birey, yetişkinlikte kendi iç dünyasını düzenleyemez.
Bu yüzden biriyle yakınlaştığında, o eski eksikliği karşı taraftan talep eder.
"Benim yerime beni tamamla," der içten içe.
Bu beklenti gerçekleşmediğinde ise “yanlış kişiymiş” diyerek yeni bir fanteziye atlar.
Ama belki de yanlış kişi değil, yanlış masal anlatılmıştır bize.
Peki Ne Yapmalı?
– Ailede bastırılan duygularla yüzleşmek cesaret ister.
– Gerçek ilişkilerde kalmak, fantezilerden vazgeçmek ister.
– Kendi ihtiyaçlarını tanımak, “diğer yarım” arayışını bırakmak ister.
Çünkü insan ilişkisinde doyum, büyülü anlardan değil, birlikte geçilen zor zamanlardan gelir.
Birbirine aynalık eden iki insan, birlikte gerçekliğin acısını pişirebilir.
Ve o zaman fark ederiz ki:
Fantastik kaçışlara değil, sağlam köklere ihtiyacımız varmış.