Bir kadın düşün. Markete gidiyor, en güzel domatesleri seçiyor tezgahtan. Eve geldiğinde komşusunun da aynı domatesleri aldığını öğrenince domatesleri çöpe atıyor. "Herkeste varsa bende olmasın" diyor. Gülersin değil mi? Saçma buluyorsun. Ama aynı kadın bir adam söz konusu olduğunda tam tersini yapıyor: "Herkes sahip olabiliyorsa ben istemiyorum." Domateste saçma olan, insanda neden bilgece bir tavır sayılıyor?
İşte bu, çağımızın en zarif yalanlarından biri. Nadirliği değer zannetme hastalığı.
Kıtlık Yanılsaması
Ekonomide bir kural var: bir şey azsa değerlidir. Elmas, altın, sınırlı sayıda üretilen saat. Ama insan ekonomik bir meta değil. Bir insanın sana değerli olması, başkasının ona ulaşamamasına bağlı olmamalı. Bağlıysa, sevdiğin şey o insan değil, o insana sahip olma ayrıcalığı.
Düşün: Bir erkek sana "seni seçtim çünkü kimse seni anlayamazdı" dediğinde mutlu oluyorsun. Ama aslında sana söylenen şey şu: "Sen kimsenin anlayamayacağı kadar tuhafsın, ben dayanabildiğim için kendimi özel sanıyorum." Bu sevgi değil, bir hayatta kalma ödülü. Sen ödülsün, o da hayatta kalan.
Aynı mantık tersten de işliyor. "Herkes seninle olmak ister ama ben özelim, ben seçildim" diyen kadın da aynı tuzağa düşüyor. İkisi de aşkı bir yarışma, sevileni bir ödül zannediyor.
Pazarcı bağırır: "Bal gibi tatlı, kesip göstereyim!" Kestiği kavun herkese gösterilir, herkes tadına bakar, içi sapsarı, hepsi alır. Sen de alırsın. Kavun "herkes alıyor" diye tadından kaybetmez. Tadı sendedir, dilindedir, o anki açlığındadır.
Ama biri sana "bu kavunu sadece sana keseceğim, kimseye göstermedim" derse, kavun aniden daha mı tatlı olur? Hayır. Sadece sen onu özel bir teşhirde görme yanılsamasına kapılırsın. Pazarcı seni kandırmıştır, kavunu değil.
İlişkilerde de aynı oyun oynanıyor. "Sana özel davranıyorum, herkese böyle davranmam" cümlesi çoğu zaman bir pazarlama taktiğidir, bir vaattir — gerçeklik değil. Gerçek şu: O insan herkese nasıl davranıyorsa, eninde sonunda sana da öyle davranacak. Çünkü karakter, müşteriye göre değişen bir vitrin değildir.
"Herkeste Var" Cümlesinin Gerçek Anlamı
Bir şeyi "herkes sahip olabiliyor" diye istememek, aslında şunu söylemektir: "Ben kendimi ancak dışlayıcı bir mülkiyetle tanımlayabiliyorum." Bu, kıskançlığın ahlaki bir kostüm giymiş hali. Kişi kendine "seçici"yim diyor ama aslında güvensiz.
Gerçekten kendine güvenen biri şunu der: "Herkes sahip olabilir, ama benimle olduğu zaman onun bana kattığı şey kimseyle aynı değil." Çünkü değer, erişilemezlikte değil, deneyimin biricikliğindedir. Aynı kahveyi herkes içebilir ama senin annenle içtiğin kahve ile yabancıyla içtiğin kahve aynı tadı vermez. Kahve aynı, an farklı.
Sevgi de böyledir. Aynı insan, on kişiye on farklı şey verir. Sen istediğin için, o senle olduğu için değerli olan şey ortaya çıkar — onun "kim tarafından elde edilebilir olduğu" değil.
Toplumun Bize Öğrettiği Yanlış Matematik
Bize hep şunu öğrettiler: Aranan kıymetlidir. Herkesin istediği değerlidir, ama bir kez sahip olunca artık değerini kaybeder çünkü "herkes onu da elde edebilir." Bu mantık seni şuna mahkûm eder: Asla doyumlu olamazsın. Çünkü sahip olduğun her şey, sahip olunabilir olduğu anda gözünde değersizleşir.
Bu, "imkânsız aşk" kültürünün de temelidir. Bizim hikâyelerimizde, türkülerimizde "alınamayan", "kavuşulamayan" sevgili kutsanır. Yetişilemeyen yâr, anlatılır, ağıt olur. Ama yetişilen, evlenilen, her gün yan yana yatağa giren sevgili neden anlatılmaz? Çünkü biz aşkı acı çekme sanatı olarak öğrendik, huzurlu birliktelik olarak değil.
İşte "herkes sahip olabiliyorsa istemiyorum" diyen kişi, bu kültürün taşıyıcısıdır. O, mutluluğu erişilmezlikle, değeri imkânsızlıkla karıştırmıştır.
Asıl Soru
Sen birini "herkes ona sahip olamadığı için" mi istiyorsun, yoksa "o, senin için olduğu kişi olduğu için" mi? Bu iki soru birbirinden çok farklı insanlara çıkar.
Birincisi seni rekabete, kıyaslamaya, sürekli tetikte olmaya mahkûm eder. İkincisi seni huzura çıkarır.
Tasavvufta bir söz var: "Mâsivâdan geçmek" — Allah'tan gayrı her şeyden gönlü çekmek. Ama bu, dünyadan kaçmak değil, dünyayı doğru sırayla sevmek demektir. Bir insanı, "kimse sahip olamasın diye" değil, "o olduğu için" sevmek de buna benzer bir arınmadır. Kıskançlığından, ego'ndan, "ben özel olayım" hevesinden arınmak.
Ez Cümle
Eğer bir insanı sadece "herkes sahip olamıyor" diye istiyorsan, aslında onu değil, kendi imajını seviyorsun. O insan bir aksesuar, sen ise sahnede "kıymetli bir şey kazanmış kadın/adam" rolündesin.
Ama eğer bir insanı, herkes sahip olabilse de "ben hâlâ onu isterim" diyebiliyorsan — işte o zaman aşk başlar. Çünkü artık kıtlığa değil, o insana değer veriyorsun.
Domates herkeste olabilir. Sen yine de o domatesle yapılan yemeği, kiminle yediğine göre seç.