Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi kurucusu Papa Eftim, “Ben Türk oğlu Türk Papa Eftim. İşte Türk tabiiyetimiz ve lisanımız olduğu bakidir. Halis Türk ve Türk evlatları olduğumuzu adet, töre, kültür ve ahvalini göstererek, her Türk gibi yurdumuzu savunmak üzere Kuva-yı Milliye’ye katılıyoruz” demişti.

Kurtuluş Harbinden sonra Atatürk, hem meclisin açılışında hem Nutuk’ta kendisinden bahsedip “Bize bir ordu kadar yardım etti” diyecek, “Bu adam benden daha Türk” övgüsüne mazhar olacaktı.

Atatürk Sakarya savaşında yaralanan askerlerimiz için bir çözüm yolu bulmaya çalışmaktadır. Aklına Papa Eftim gelir ve ona şöyle bir haber salar: "Söyleyin Baba'ya; Keskin'de bir hastane istiyorum, o yapar!" Papa Eftim yıllar sonra bu olayı anlatır ve şöyle der: "Gözünü sevdiğimin Mustafa Kemal'i, o isterde Keskin'de islam veya hristiyan halk bunu yapmaz mı?"

Papa Eftim; 1922 yılında TBMM’nin bahçe duvarında “Din, Allah’a ve vicdana bağlıdır. Kiliseler siyaset ocağı değildir. Allah’ın evidir” diyerek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temellerinde yerini almış, “Biz Hıristiyan Türkler de, bütün milletimizle beraber milli istiklalimize kavuştuk ve şimdi övünüyoruz” gururu ile bu temeli sağlamlaştırmıştı.

Gazi Mustafa Kemal; Hakimiyeti Milliye Gazetesine 1923 yılında verdiği demeçte Fener Rum Patrikhanesi hakkında şöyle diyordu:

“Patrikhane, bir fesat ve hıyanet ocağıdır. Bir fesat ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan hemşerilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan İstanbul (Fener) Rum Patrikhanesi’ni, artık topraklarımızın üzerinde bırakamayız. Türkiye’nin, Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde bir sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesat ocağının hakiki yeri Yunanistan değil midir? Büyük Millet Meclisi tarafından idare edilmekte olan Yeni Türkiye, Bab-ı Âli’nin tahtı idaresindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir. Yeni Türkiye, şeref ve haysiyet, kudret ve kuvvetini müdrik ve hukukunu muhafaza için mevcudiyetini tehlikeye atmaya hazır ve amadedir.” 

Bunun üzerine Papa Eftim, Keskin metropoliti iken Kurtuluş Savaşı sırasında, Fener Rum Patrikhanesi’nin ayrımcılığı kışkırtan bu politikalarına karşı çıkarak onu tanımadığını ilan etmişti. Anadolu’nun çeşitli kentlerinde bulunan 72 Ortodoks Ruhban temsilcisini Kayseri’de biraraya getirerek 30 Kasım 1921’de, Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni kurmuştu.

29 ağustos 1922’de İkdam gazetesinde yayımlanan demecinde; “dinin millet için bir ayrım noktası sayılmaması gerektiğini” savunmuştu. 

30 Kasım 1934’te Cumhuriyet gazetesine verdiği mülakatta Papa Eftim; “15 yaşındaki oğlum Yorgo bugün Turgut olmuştur. 8 yaşındaki ikinci oğlum Aris şimdi Selçuk ismini taşıyor. Marika ismindeki kızımın Yıldız, kızım Polina’nın adı da Günaydın’dır. Çocuklarıma öz Türk adı koyarak diğer Türk Ortodokslarına örnek olmak istedim” diyordu. 

Konuya ilgi duyanlar Foti Benlisoy ve Stefo Benlisoy’un hazırladığı “Türk Milliyetçiliği’nde Katedilmemiş Bir Yol” ve  “Hristiyan Türkler ve Papa Eftim” kitabından faydalanabilirler. 

Asıl adı, Zeki Erenerol olup Ergenekon davası sanıklarından Türk Ortodoks Patrikhanesi sözcüsü Sevgi Erenerol’un dedesidir.

Ergenekon davasında tutuklanan torunu Sevgi Erenerol da şöyle diyordu:

”Biz Türküz, Rum Patrikhanesinin denetimine girmeyiz, Bartolomeos’un evrensel Patriklik iddiasını kabul etmiyoruz, onlar sadece Rumları temsil edebilir, Ortodoks Türkleri emirleri altına alamazlar. Kilisemizde Rumca dua okumayız, sadece Türkçe konuşuruz.”

PROF KÜRŞAT KARACABEY ‘E İTAFEN

Ali K. Şahin