Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu kadınının milletin kurtuluş mücadelesinde yaptığı kahramanlıkları şöyle dile getirmiştir.
“Dünyada hiçbir milletin kadını: ‘Ben Anadolu kadınından fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim.’ diyemez!”
İşte bu kurtuluş mücadelesinde yıldız gibi parlayan Anadolu kadınlarından bir tanesi de Şerife bacıdır.

Kocası Birinci Cihan Harbi’nde şehadet şerbetini içmiş bir er, kendisi de bağımsızlık yolunda canını veren bir nefer… Anadolu işgal altında, her yer zâlim saldırısında… Yeni bir hükümet kurulur Ankara’da ve bu hükümetin ordusuna mühimmat lazımdır mutlaka…
Peki, nereden gelecek bütün bunlar bu darlıkta. Anadolu bu düşünceler altındayken, İstiklâl Yolu açılır Kastamonu – İnebolu’dan Ankara’ya. İstanbul’dan deniz yoluyla İnebolu’ya gelen cephaneler buradan kağnılar vasıtasıyla Ankara’ya ulaştırılır. Ancak, yol çetin, yol zorlu, yol soğuk…
Erkekleri cephede olan kadınlar bu görevde gönüllü sayarlar kendilerini. Görevleri kağnılarla İnebolu’ya gitmek, oradan aldıkları cephaneyi Kastamonu’daki kışlaya teslim etmektir. Şerife Bacı da bu gönüllü bacılardan bir tanesidir. Köyünden iki öküzünü koştuğu kagnısıyla ve kucağında yetim Elif bebeğiyle yola düşer diğer köylülerle ve İnebolu’ya gelir. Buradan mühimmatı alır ve kafile ile birlikte yolculuğa başlar. Yolculuk başta iyi başlamıştır; ancak Küre Dağları’na varıldığında işin seyri değişir. Karlı tepeleri aşmakta zorlanır kağnılar. Bu esnada Şerife Bacı’nın cılız öküzlerinden birisi de bu zorluğa dayanamayarak yolda kalır. Şerife Bacı; öküzün yerine kendini koşar kağnıya ama kendi grubu çok yol almıştır bu esnada. Var gücüyle çeker kağnıyı Şerife Bacı ama yetişemez arkadaşlarına, hatta arkasından gelen bir başka köyün grubu da gelir geçer yanından. Bu esnada kar şiddetini iyice arttırmıştır. Elif bebek; açlığın ve soğuğun verdiği acıyla ağlar da ağlar… Ağlamaktan ve yorgunluktan sesi kısılır ama yine de ağlar…

Şerife Bacı; kızının sesini duyamayınca bir an, korku ile mermilerin üzerinde battaniyenin altında yatan Elif bebeğe koşar. Korktuğu olmamıştır. Ancak; Elif bebeği bitap düşmüştür, neredeyse canını teslim etmek üzeredir soğuktan. Yağan kar da mermileri iyiden iyiye ıslatmaya başlamıştır. Yapacak bir şey kalmamıştır artık Şerife Bacı için. Kendini kızının üzerine örter, ona anne şefkati ile sıcacık bir kucak hazırlar. Sadece Elif bebeğe değildir bu annelik, altındaki mermileredir de… Onların da üzerini örtmüştür bedeniyle…
Islanmasınlar ve hatta donmasınlar diye. Üzerine ıslak battaniyeyi örter, kendini ve kağnısındakileri Allah’a ve koşuktaki tek öküzüne emanet ederek yoluna devam eder… Kastamonu kışlasının önünde tek öküzlü bir kağnı durur ertesi günün sabahında. Askerler merak eder bu kağnıyı, nasıl gelmiştir onca yolu tek başına. Bu merakla giderler kağnıya ve kaldırırlar battaniyeyi… Orada Şerife Bacı’nın sehit olmuş bedenini görürler. Bu esnada kağnının içinden bir bebek sesi gelir. Ağlayan Elif’tir, ağlayan askerlerdir, ağlayan Mehmetçiktir, ağlayan Anadolu’dur aslında…

Şerife Bacı, o emsalsiz kadın, kendini mermilere siper etmiş ve onlar yerine kendisi soğuktan donarak can vermiş, şehadet şerbetini içmiştir. Kastamonu’da ve Anadolu’da bir kurtuluş abidesidir Şehit Şerife Bacı. Atatürk’ün: “Gözüm cephede, kulağım İnebolu’da.” sözünün mensubudur Şehit Şerife Bacı. Ve Anadolu coğrafyasındaki her kadın gibi vatan sevgisiyle can vermiştir Şehit Şerife Bacı. Ruhu şâd olsun…
Vatan sağ olsun…
Şerife Bacı Kastamonu Seydiler doğumlu olup, 1900-1921 yılları arasında yaşamıştır.
Kendisi Seydiler'li olduğu için her yıl 21 Şubatta, Kastamonu Seydiler'de törenlerle anılır.
Ali K. Şahin