Doğunun Paris’i denilen Gaziantep! Zaman içinde büyüdü ama bana göre de küçüldü. Renklerini yitirdi, o keskin hatlarını kaybetti ve sıradanlaştı. Bu geriye gidiş, onun karakteristik hatlarını ve özelliklerini bilenleri üzdü en çok. Özgün bir şehir olan bu beşbin yıllık buram buram tarih kokan kent, göçler yüzünden resmi telaffuzu, gelenekleri, alışkanlıkları ve kendine has havasından uzaklaştı.
Geçmişe özlem duymayan var mı ? Yoktur sanırım
Gelişen teknoloji hayatımızı kolaylaştırsa da eskiye özlem duymamak elde değil.
Hangimiz doğup büyüdüğümüz köyümüze, mahallemize, evimize, çocukluk arkadaşlarımıza, çocukluk aşkımıza-sevgilimize kısacası eskide kalan veya eskiden yaşadığımız şeylere özlem duymuyoruz ki?
Arkamıza dönüp baktığımızda yılların su gibi akıp gittiğini fark ediyoruz ve o zaman eski günlerimize hep özlem duyuyoruz.
Eskiye duyduğumuz özlem, belki de çok güzel olduğundan değil, bir daha yaşanmayacak olmasındandır. Eskiden çocuktuk, masumduk, hırslarımız yoktu. Eskilerin güzel olması tabii ki mazide kalması ve bir daha o anıların tekrar yaşanmayacak olmasıdır. Her şey eskiden mi güzeldi ?Yoksa güzel olan her şey eskide mi kaldı ?
Hangi zaman diliminde yaşarsak yaşayalım, eski zamanlar hep daha güzel gelir. Belki de bu geçmişe duyulan özlemin bir yansımadır ya da var olan zamandan bunalma halidir. Bazı şeyleri hatırlamak ve kıyaslamak adına; “Eskiden” ve “Şimdi” diye yorum yapmaya başlamışsak artık yaslanmışız demektir.
Aslında geride bırakılanlar ya da bırakılmak zorunda kalınanlar özlenen; anılardır. Yaş ilerledikçe eskiler değerleniyor. Evet, eskiden her şey çok daha güzeldi, çok daha saftı, çok daha masumdu, çok daha temizdi. Yaşımız çok olmasa da; nerede o eski günler demekten kendimizi alamıyoruz.
Bazen, eskiye duyduğumuz özlem öyle büyüktür ki eskinin ta kendisi oluruz. Her insanın özlediği mutlaka bir anısı vardır.
Bir şeye özlem duymak için illa yaşamak mı lazım? İnsanın doğasında vardır geçmişe özlem duymak.
GAZİANTEP KÜÇÜLDÜ
Bizler bugün 50’li yaşlara geldik, dayandık. O eski Antebi biraz biliriz, yaşadık, nefes aldık, unutulmaz arkadaşlıklar kurduk. Büyüklerimiz anlatır sosyal hayatı, yaşamayı, kültürü. Musukiyi
akşam sazını, tiyatroyu, yollarda yürüme adabı, giyim kuşam adabı, topluluk içinde takınılan hal ve eda; kadınlarda saç ve makyaj, erkeklerde tıraş, saç, giyim ve hal hareket ritüelleri bugün silindi gitti.
Gaziantep’in yerli ve güngörmüş kesiminden bugün yaşayan az kişi hayatta, hayatta olanlar da büyük şehirlere göç etmişler, yeni bir hayat kurmuşlar kendilerine.
Onların çocukları 90’ların başında popüler olmaya başlayan büyük şehirlere, İstanbul’a, İzmir'e, Ankara’ya göçtü.
O kuşağın yetiştirdiği çocuklar ise şehir merkezini fiziken de ruhen de tanımıyor ne yazık ki. 2000’den sonra doğan nesil neredeyse hiç şehir merkezine gelmeden büyüdü.
Oysa bir şehrin tüm şifresi, tüm genetiği, tüm özü merkezinde yaşar. Şehrin merkezinde bulunan çay bahçeleri, kahveler, çarşı pazar yerleri, köklü mağazalar, pasajlar, eski lokantalar, butikler, kadim dükkanlar; pastaneler, baharatçılar, kasaplar, tiyatro binası, hanlar, hamamlar, surlar, eski kitapçılar Gaziantep’i anlatan canlı mihmandarlardır.
Gaziantep’in eski merkezinde bulunan eski taş yapılı Antep evlerinde hayatlarında, apartmanlarda hiç oturmamış olanlar şehrin ruhuna yabancı kalacaktır. O kırık dökük ev içlerinde, tek banyolu, dar mutfaklı ve buzlu camlı kapılarla ayrılan odalarda nefes alıp vermemiş birisi Gaziantepli olmanın ne menem bir şey olduğunuda bilmeden yaşar.
Bugün büyüyen şehirde, eğlence, dinlence, soluklanma, sohbet, sosyalleşme mekanları ne amaçla kullanılır oldu?
En samimi arkadaşlıklar, izdivaç sebebi tanışmalar, köklü dostlukların atılacağı unutulmaz mekanlar nerede?
Şehrin ruhunu ve ortak dilini bilen insanların zarif buluşma mekanları… Bu şehrin 1930 ve 1940’larda doğmuş sakinlerinin çoğu ebediyete göç etti.
21. yüzyılın ilk çeyreğinde yani şimdilerde şehir merkezi eski neşesini ve ışıltısını kaybetmiş, terk edilmiş, yaban otlarına terk edilmiş bir viraneye döndü.
Türkçe dışında pek çok dilin konuşulduğu, doğru Türkçenin çoktan kaybolduğu, cep telefonları ile bağıra çağıra konuşulan, letafetin ve zarafetin sırra kadem bastığı şehir merkezi gittikçe köhnedi, geriledi ve tılsımını kaybetti.
Gaziantep her geçen yıl daha da gerileyen, solan, silikleşen bir kent oldu.
Geçmişi özlem ve hasretle anıyorum.
Gaziantep’te doğup büyüyen, 50’li yaşlarda birisi olarak, bu kötü günleri sağlıkla geride bıraktığımızda ilk işim, sabahın ilk ışıklarında Metanet'ten bir Beyran, Buğday arasasında tarihi Tahmis kahvesinde menengiç kahvesi, daha sonra Kavaklıkta gür yeşilliğe ve akan suya bakarak çayımı, sabah kahvemi yudumlamak istiyorum.
Ve biliyorum ki; benim şehrim ne kadar köhnerse köhnesin, benim için 24 ayar altın kadar kıymetli olmaya devam edecektir.