Milli Takım’da artık sorun bir maçın kaybedilmesi değil.
Sorun, kaybetmenin alışkanlık haline gelmeye başlaması.
Fransa mağlubiyeti…
İtalya karşısında ağır yenilgi…
Belçika karşısında alınan 3-0’lık sonuç…
Ve yeniden İtalya mağlubiyeti…
Dört maç, dört yenilgi. Atılan 2 gole karşılık yenilen 11 gol.
Bu tabloya bakıp hâlâ sadece “sabır” demek mümkün mü?
Vincenzo Montella istifa etmiyor. Türkiye Futbol Federasyonu da teknik direktör değişikliğine gitmiyor.
O halde soruyu doğrudan TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’na sormak gerekiyor:
Sayın Başkan, daha neyi bekliyorsunuz?
Mesele Sadece Dört Mağlubiyet Değil
Futbolda kaybetmek vardır.
Fransa’ya kaybedebilirsiniz.
İtalya’ya kaybedebilirsiniz.
Belçika’ya da kaybedebilirsiniz.
Bunlar futbolun içinde.
Ancak bir Milli Takım arka arkaya kaybederken aynı zamanda oyununu, özgüvenini ve reaksiyon gücünü de kaybediyorsa orada mesele artık sadece skor değildir.
Türkiye’nin asıl endişe verici görüntüsü budur.
Sahada rakibine “Ben buradayım” diyen bir Milli Takım görmekte zorlanıyoruz.
Gol yediğinde reaksiyon gösteren, oyunun gidişatını değiştiren, kenardan müdahalelerle ayağa kalkan bir takım görüntüsü giderek kayboluyor.
Ve daha önemlisi, oyuncuların üzerinde yenilgilerin oluşturduğu ağırlık hissediliyor.
İşte teknik direktör tam da böyle dönemler için vardır.
Montella’nın Dokunulmazlığı mı Var?
Vincenzo Montella göreve geldiğinde başarıları konuşuldu.
Haklı olarak alkışlandı.
O halde bugün başarısız sonuçlar geldiğinde de aynı açıklıkla eleştirilmelidir.
Dört maç üst üste kaybeden bir teknik direktöre şu soruları sormak haksızlık değildir:
Neden bu takım sürekli aynı sorunları yaşıyor?
Neden savunmadaki problemler giderilemiyor?
Neden oyuncular arasında gerçek bir forma rekabeti oluşturulamıyor?
Neden bazı futbolcuların performansı düşmesine rağmen alternatifler yeterince devreye sokulmuyor?
Ve en önemlisi:
Türkiye sahaya çıktığında ne oynamak istiyor?
Bugün Milli Takım’a baktığımızda bu sorunun cevabı yeterince net değil.
Formanın Tapusu Kimseye Verilemez
Milli Takım’da isimlerin değil, performansın konuşulması gerekir.
Kulübünde formda olan futbolcu Milli Takım’a geleceğini bilmeli.
Kötü oynayan ise ismi ne kadar büyük olursa olsun formasını kaybedebileceğini hissetmeli.
Çünkü rekabet yoksa gelişim de yoktur.
Bir futbolcu “Nasıl oynarsam oynayayım yine kadrodayım” duygusuna kapıldığı anda Milli Takım zarar görmeye başlar.
Bu forma kimsenin tapulu malı değildir.
Ay-yıldızlı formanın tek ölçüsü olmalıdır:
Hak eden oynar.
Bu Kadro Bundan Daha İyisini Yapabilir
Üstelik Türkiye’nin elindeki oyuncu grubuna baktığımızda çaresizliği kabul etmek daha da zorlaşıyor.
Arda Güler…
Kenan Yıldız…
Hakan Çalhanoğlu…
Avrupa’nın önemli liglerinde forma giyen oyuncular…
Ve arkadan gelen gençler.
Elbette eksiklerimiz var.
Elbette Fransa ve İtalya gibi ülkelerle aramızda bazı alanlarda kalite ve derinlik farkı bulunuyor.
Ama kimse Türkiye’den her maç Fransa’yı, İtalya’yı yenmesini istemiyor.
İstenen başka bir şey:
Ne oynadığını bilen bir Milli Takım.
Kaybetse bile teslim olmayan bir Milli Takım.
Formanın ağırlığını sahada hissettiren bir Milli Takım.
Şimdi B Ligi Hesabı Yapıyoruz
İşin en acı tarafı da burada.
A Ligi’nde kalıcı olmayı, Avrupa’nın güçlü milli takımları arasına yerleşmeyi konuşmamız gerekirken bugün B Ligi tehlikesini hesaplıyoruz.
Önümüzde Belçika ve Fransa maçları var.
Özellikle Belçika karşılaşması artık sıradan bir Uluslar Ligi maçı değildir.
Bir anlamda Milli Takım’ın kırılma noktasıdır.
Türkiye önce o maçı kazanmak zorunda.
Gerekirse daha kontrollü oynayacak.
Gerekirse orta sahayı güçlendirecek.
Gerekirse estetik futboldan vazgeçecek.
Ama kazanmak için sahaya çıkacak.
Çünkü bazen büyük takımları ayağa kaldıran şey güzel futbol değil, kötü dönemde alınan tek bir galibiyettir.
Türkiye’nin bugün tam olarak buna ihtiyacı var.
Artık Sorumluluk TFF’de
Buradan sonra mesele yalnızca Montella değildir.
Çünkü teknik direktörün görevine devam etmesine karar veren kurum Türkiye Futbol Federasyonu’dur.
Dolayısıyla Montella ile devam edilecekse TFF bunun sportif gerekçesini ortaya koymalıdır.
Neye güveniliyor?
Ne değişecek?
Takım nasıl ayağa kaldırılacak?
Belçika karşısında nasıl bir Türkiye izleyeceğiz?
Çünkü hiçbir şey değişmeden sonuçların değişmesini beklemek çözüm değildir.
Sayın Hacıosmanoğlu…
Bir federasyon başkanının görevi yalnızca iyi günlerde Milli Takım’ın yanında olmak değildir.
Asıl yöneticilik kriz zamanında ortaya çıkar.
Bazen teknik direktörün arkasında durursunuz.
Bazen de değişimin düğmesine basarsınız.
Ama hangi kararı verirseniz verin, sonunda sorumluluğunu taşırsınız.
Artık Söz Değil, Sonuç Zamanı
Montella ile devam edilecekse buyursun devam edilsin.
Ama artık kredi sonuçlarla kazanılacak.
Belçika maçında sahada başka bir Türkiye görmek zorundayız.
Mücadele eden…
Reaksiyon gösteren…
Formayı hak edenlerin oynadığı…
Kaybetmekten korkmak yerine kazanmaya inanan bir Türkiye.
Çünkü Milli Takım hiçbir teknik direktörün kariyer projesi değildir.
Hiçbir futbolcunun formasının garanti olduğu bir yer değildir.
Hiçbir federasyon yönetiminin de sınırsız krediye sahip olduğu bir makam değildir.
Bu takım Türkiye’nin takımıdır.
Ve bugün ortada cevap bekleyen çok basit bir soru vardır:
Dört maç kaybedildi. 11 gol yenildi. Takımın özgüveni sarsıldı. B Ligi tehlikesi kapıya dayandı.
Montella hâlâ görevde.
TFF hâlâ devam diyor.
O halde Sayın Hacıosmanoğlu’na tekrar soralım:
Daha neyi bekliyorsunuz?
Belçika maçını mı?
Bir mağlubiyeti daha mı?
Yoksa iş işten geçtikten sonra yapılacak bir değişikliği mi?
Çünkü bundan sonra mazeretlerin arkasına saklanacak yer kalmadı.
Montella sahadaki sonuçların sorumlusudur.
Ama Montella ile devam etme kararının sorumluluğu da artık TFF yönetiminindir.
Ve bundan sonra yazılacak hikâyenin altında yalnızca teknik direktörün değil, bu tercihin arkasında duranların da imzası olacaktır.