Bu, bir kayıp hikâyesi. Bir insan değil bir hayat. Bir umut. Bir 'olacaktı' diye tutulan şey.
Terapist: Sizi buraya getiren şeyi anlatır mısınız?
Danışan: Bilmiyorum açıkçası. Yorgunum. Çok yorgunum. Ama neden yorgun olduğumu da tam bilmiyorum. Hiçbir şey olmadı yani. Kimse ölmedi. İşim var. Sağlıklıyım. Ama...
Cümleyi bitiremedi. Boğazı tıkandı.
Terapist: Ama... diye başladınız. O "ama"nın içinde ne var?
Danışan: Sanki... sanki bir şeyi bekliyordum uzun süre. Ve o şey gelmedi. Ya da geldi ama ben anlamadım. Ya da anladım ama artık önemli değil. Bilmiyorum.
Terapist not aldı. Ama bir şey sormadı.
Sadece bekledi.
Bu bekleyiş, yıllardır kimsenin yapmadığı şeydi.
Stres birikmez derler.
Yanlış.
Birikmez denen şey
aslında görünmez olur.
Ama ağırlığı hep aynı kalır.
Danışan: Geçen hafta düşündüm. O ilişkiyi bitireli üç yıl oldu. Ama hâlâ... hâlâ içimde bir şey var. Bitmedi gibi hissediyorum. Saçma değil mi?
Terapist: Saçma değil. Yas, zamana bağlı değil. Ne kadar sürer sorusunun cevabı yok. Siz o ilişkide ne kaybettiniz?
Danışan: Onu değil sanırım. Olmayı hayal ettiğim kişiyi. Onunla birlikte olacak hayatı. Hepsini.
İlk kez bu kadar net söylemişti.
Terapist: Hayal ettiğiniz o hayat nasıldı?
Danışan: Sıradan. Çok sıradan aslında. Sabah kahvesi. Hafta sonu planları. Birinin seni beklemesi. Sadece... birinin seni beklemesi.
Göz yaşları geldi. Silmedi bu sefer.
Silmemek de bir şeydi. Küçük ama gerçek.
Belirsiz yas budur.
Mezarı olmayan yas. Töreni olmayan yas. "Üzgünüm" duymadığın yas.
Çünkü dışarıdan bakınca — hiçbir şey olmamış gibi görünüyor.
İlişki bitti. Hayat devam etti. Kalkıp gidildi.
Ama içeride bir yer dondu. Ve donmuş yer, ağlamayı da bilmiyor. Çözülmeyi de.
Sadece orada duruyor. Yıllarca.
Danışan: Bu hafta çok yoruldum. İşte bir şeyler oldu. Haksızlık gibi bir şey. Normalde idare ederim. Ama bu sefer dayanamadım. Ağladım. Tuvalette. Kapıyı kilitleyip.
Terapist: Ne hissettiniz ağlarken?
Danışan: Önce utanç. Sonra... hafiflik. Tuhaf bir hafiflik. Sanki bir şeyi bırakmıştım.
Terapist: Belki de bırakmıştınız.
Stres birikirken şunu yapar:
Küçük şeyleri büyütür.
Büyük şeyleri göremez kılar.
Ve bir sabah kalkıyorsun her şey ağır.
Neden bilmiyorsun.
Çünkü birikimin
adını koymadın.
Terapist: O ilişkide size ne yapıldı?
Danışan: Yapılan bir şey yok ki. O da iyi biriydi. Sadece... sadece uyuşmadık. Ben çok bekliyordum. O çok az veriyordu. Ya da ben yanlış şeyler bekliyordum. Bilmiyorum.
Terapist: İkisi ayrı şeyler. Yanlış beklemek ayrı, az vermek ayrı. Hangisi sizce daha doğru?
Uzun bir sessizlik oldu.
Danışan: İkincisi. Ama bunu söylemek zor.
Stres ve yas ayrı görünür.
Ama çoğu zaman aynı kökten gelir.
Yas tamamlanmamış bir şeyin ağırlığını taşır. Stres ise o ağırlıkla her gün çalışmaya çalışmaktır.
Beden ikisini birden taşır. Ama adını koymadan taşır.
Ve adı konulmayan şey — çözülemiyor. Sadece büyüyor.
Danışan: Geçen gece rüyamda onu gördüm. Yüzünü göremedim ama oydu. Ve ona kızdım rüyamda. Bağırdım. Uyanınca ağladım.
Terapist: Nasıl bir şeydi bağırmak?
Danışan: Güzeldi. Çok utanç verici ama — güzeldi.
Terapist: Öfke, yasın bir parçası. Çoğu zaman en bastırılan parçası. Gelmesi iyi.
İlk kez "iyi" kelimesini duydu bu süreçte. Ve inanabildi.
Yas beş aşamalı değil.
Düzensiz.
Geri gelen.
Beklenmedik anlarda vuran.
Süpermarkette.
Bir şarkıda.
Birinin elini tutarken.
Ve her seferinde biraz daha küçük.
Biraz daha taşınabilir.
Danışan: Bu hafta bir şey fark ettim. Sabah kahvemi içerken — sadece içtim. Başka bir şey düşünmeden. Ve güzeldi. Uzun süredir ilk kez güzel geldi bir şey.
Terapist: Bu küçük görünüyor ama değil. Beden, güvende hissettiğinde şimdiki zamana gelebiliyor. Siz biraz gelebildiniz.
Danışan: Evet. Biraz geldim.
Gülümsedi. Zoraki değil. Gerçek.
İyileşmek dramatik değil.
Film sahnesi yok. Müzik yok. Birinin "artık iyisin" demesi yok.
Sadece bir sabah —
kahve güzel geliyor. Ve fark ediyorsun ki fark ettin.
Bu yeter. Gerçekten yeter.
Çünkü donmuş olan bir şey, çözülmeye başladı. Sessizce. Kendine özgü hızda.
Danışan: Sanırım burada bitirmeye hazırım. Hâlâ her şey tamam değil. Hâlâ bazı günler zor. Ama artık taşıyabiliyorum. Eskiden taşıyamıyordum.
Terapist: Fark bu zaten. İyileşmek yükün bitmesi değil. Taşımanın değişmesi.
Danışan: Ve kendime biraz daha inanıyorum. Bunu beklemiyordum buradan. Sandım ki geçmişi çözeceğim. Ama aslında şimdiyi bulduk.
Terapist kapıya kadar uğurladı. Hiçbir şey söylemedi. Gülümsedi sadece.
Bu yeterliydi.
Donmuş yas zamanla değil, görülerek çözülür.
Ve görülmek için önce kendine izin vermek gerek.
Bu kurgu bir öykü.
Ama içinde bir yer tanıdı seni.
O yer başlangıç noktası.