Şunu fark ettim bir noktada: Terapi günüm olduğunda kendimi özellikle iyi hissediyordum. Sadece gittiğim için. Henüz hiçbir şey yapmadan, sadece randevuyu tuttuğum için sanki bir şeyleri halletmiş gibi eve dönüyordum.
Bu his tanıdık geliyorsa, seninle konuşmam gereken bir şey var.
Bir süredir çok güzel bir hikaye satın aldık kendimize. Kendini tanı, sınırlarını koy, ihtiyaçlarını hisset, kendine nazik ol. Bunların hepsi doğru. Gerçekten doğru. Ama bir yerde, fark etmeden, bu farkındalık dilini yapmanın yerine koyduk. Konuşmak eylemmiş gibi davranmaya başladık. Anlamak, değişmişmiş gibi hissettirmeye başladı.
Soft girl era başladı böyle. Güzeldi ilk başta. "Artık kendime eziyet etmeyeceğim." Harika. "Zorlandığımda duracağım." Mükemmel. "Beni zorlayan şeyleri hayatımdan çıkaracağım." Ve işte burada bir şeyler kaymaya başladı.
Zorlandığın şey seni inciten bir insan olabilir. O zaman evet, çık. Ama zorlandığın şey sabah kalkıp işe gitmekse, o projeyi bitirmekse, o zor konuşmayı yapmaksa — o zaman "kendine nazik olmak" bazen sadece ertelemek oluyor. Kendini dinlemek bazen sadece kendini durdurmak oluyor.
Ve bunu kendine söylememek için de çok güzel bir dilin var artık: "Bugün kapasitem yok." "Bu benim için tetikleyici." "Kendimi zorlamak travmamı aktive ediyor."
Belki. Gerçekten belki. Ama belki de sadece zor.
Şunu sormak istiyorum sana, dürüstçe: Terapiye, journaling'e, meditasyona, nefes egzersizlerine ne kadar zaman harcıyorsun? Şimdi bir de sor: O zamanın ne kadarı gerçekten bir şeyi değiştiriyor, ne kadarı sadece iyi hissettiriyor?
İkisi aynı şey değil.
Kendini anlamak için harcadığın saat, anlama bittikten sonra ne yapacağın sorusunu erteliyor olabilir. "Neden böyleyim"i çözdük, peki ya artık ne yapacağız?
Hayat, içgörü biriktirince değişmiyor. Değişiyor çünkü bir gün bıktın ve farklı davrandın. Çünkü korkarken yaptın. Çünkü mood'un yokken kalktın. Çünkü "hazır değilim" derken kapıyı açtın.
Terapi kıymetli. İçgörü kıymetli. Ama bunlar sana ne yapacağını söylüyor, yapmıyor. Yapmak hâlâ sende.
Ve "yapmak" kelimesi artık neredeyse kaba geliyor, değil mi? Sanki eski paradigmadan, "kendine eziyet et ve üret" zihniyetinden. Ama ikisi arasında bir şey var. İki uç arasında, sahici bir hayat var.
Kendine nazik olmak, kendinden vazgeçmek değil. Kendini anlamak, kendini durdurmak için bahane üretmek değil. Dinlenmek hak, ama dinlenmek kimlik değil.
Soft girl era, tam anlamıyla yaşanırsa güzel bir şey. Ama tuzağı şu: Bazen farkında olmadan "daha az acı çekeyim" yerine "daha az yaşayayım"a dönüşüyor.
Ve sen bundan daha fazlasını hak ediyorsun.