Aldığı maaş ve ücretle ağır koşullarda yaşam mücadelesini sürdüren memur ile işçi, vergi yükünü sırtlıyor. Toplam vergilerin yüzde 68’ini oluşturan dolaylı vergilerin ezici çoğunluğu da emekçi ve emekliler tarafından ödeniyor.

37. Vergi Haftası nedeniyle yapılan araştırma ve duyurular işçinin patrondan fazla vergi ödediğini ortaya koydu. Son 12 yılda ücretlilerden kesilen toplam gelir vergisi 5.2 trilyon lira iken şirketlerin karlarından alınan kurumlar vergisi 3.6 trilyon lirada kaldı. Vergide adaletsizliğe karşın emekçinin talep ettiği düzenlemeler hayata geçirilmedi.

Vergi dilimlerinin itirazlara rağmen düşük saptanmasından ötürü emekçi 2026 yılında da patrondan fazla vergi ödeyecek. Yılbaşında memur ve işçinin maaşı ile ücretine yapılan zam, yüksek vergi kesintisi nedeniyle nisan ayından itibaren düşmeye başlıyor. Yılın sonuna doğru iyiden iyiye kuşa dönüyor. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) ve Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) vergide adaletsizliğin giderilmesini, vergi dilimlerinin yüzde 25.49 olan yeniden değerleme oranında artırılmasını istiyor. Böylece emekçinin soluk alabileceğini dile getiriyorlar.

DİSK, 2025 yılında işçilerin 2.5 trilyon lirasının enflasyon ve vergi yoluyla gittiğini, gelir ve damga vergisinin işçilere yıllık faturasının 1.1 trilyon lira olduğunu açıkladı. DİSK, vergi adaletsizliğinin ortadan kaldırılması ve vergi dilimlerinin yeniden düzenlenmesinin olmazsa olmazları olduğunu savunuyor. Vergide adaletsizliğe dikkat çekmek için 2024 yılında İstanbul’dan Ankara’ya yürümüştü DİSK.

Türkiye’ de toplam bütçe gelirlerinin en büyük payını en adaletsiz olan dolaylı vergiler oluşturuyor. Dolaylı vergilerin tüm vergiler içindeki payı 1999 yılında yüzde 48 iken 2000 yılında yüzde 59’a çıktı. 2026 yılında ise yüzde 68’e yükselmesi öngörülüyor. Marketten kağıt havlu, çocuk bezi veya temizlik malzemesi, temel gıda ürünü alan emekçi de milyon dolarlara sahip varsıl da aynı oranda dolaylı vergiyi ödüyor. Vergide adaletsizlik burada belirgin şekilde kendini gösteriyor. Çarşıda, pazarda, markette alışveriş yaparken varsıllarla yoksulların eşit ödediği bu adaletsiz vergi nedeniyle emekçi, emekli daha fakirleşiyor.

Halen asgari ücretin 5.8 katı olan bir üst vergi dilimi 2000 yılında brüt asgari ücretin neredeyse 22 katıydı. Vergi dilimlerinin düşük tutulmasından ötürü ücret ve maaşlardan yılın ilk aylarından itibaren yüksek gelir vergisi kesintisi yapılıyor. Yılın ortasından itibaren ücreti ve maaşı eriyecek emekçinin yakınmaları her yeri saracaktır.

2013-2025 yılları arasında ücretlilerden kesilen toplam gelir vergisi 5.2 trilyon lira iken şirketlerden alınan kurumlar vergisi 3.6 trilyon lira düzeyinde kaldı. Bu tablo emekçilerin patronlardan daha fazla vergi ödediğini kanıtlıyor. Patronlara sağlanan prim desteği ve çeşitli teşvikler memur, işçi ve emekliden sakınılıyor. Hiç olmazsa işverenlere sağlanan prim yardımı kadar emekçi ve emekliye de destekte bulunulmalı. Lakin buna yanaşılmıyor.

Asgari ücretten vergi kesintisi yapılmamasına rağmen 31 bin TL’yi aşan açlık sınırının altında kaldığı için milyonlarca emekçi maddi yoksunluk çekiyor. Vergisini düzenli ödeyen memur ve işçi gibi asgari ücretli de hayat pahalılığı altında inim inim inliyor. Gelirde adaleti, vergide adaleti sağlamak için çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınmalı. İşçi, memur ve emekli üzerindeki vergi yükünü hafifletmek için sermayenin yüksek kar ve servetleri vergilendirilmelidir. Nerede görülmüş işçinin patronundan daha fazla vergi ödediği.

İşçi ve memur haklarını arayabilmeleri , güçlerini birleştirmeleri için sendikalara üye olmaları gerekiyor. En kötü sendika bile sendikasız olmaktan iyidir. En kötü toplu sözleşme bile toplu sözleşmeden yoksun kalmaktan yararlıdır.