Üç yıl geçti büyük acının üzerinden. 6 Şubat 2023’te 11 ili vuran, “Asrın Felaketi” olarak nitelendirilen depremde 53 bin 537 kişi yaşamını yitirdi, 107 bin 213 yurttaş yaralandı.

Türkiye, 17 Ağustos 1999’daki Marmara Depremi gibi büyük acı yaşadı 6 Şubat 2023’te. Yakınlarını kaybeden insanlar sabaha karşı meydana gelen o felaketin darbesini hala yaşıyor. Anmada devlet yetkilileri ve siyasi parti temsilcileri onların yanlarında olacak. Ne var ki bölgeden ayrıldıklarında acıları ve bitmeyen sorunları ile yine baş başa kalacaklar. Küçücük konteynerlerde yaşamlarını sürdürenler bir an önce konutlarına kavuşmayı bekleyecek.

Çok iyi bilirim depremzedelerin acısını, çaresizliğini, yardım bekleyen bakışlarını, yürekleri dağlayan feryatlarını. Depremin acısı, yıkımı, korkusu hiçbir zaman dinmez. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde Anadolu Ajansı muhabiri olarak görevli gittiğim Gölcük’te eşini, dostunu, çocuğunu, ailesini yitiren enkaz altındaki yakınlarının canlı çıkarılmasını umutla bekleyenlerin çaresizliğine çok yakından tanık olmuş, onlarla birlikte aynı duyguları yaşamıştım. Gözlerimin önünden gitmiyor hüzün dolu görüntüler, kurtarma ekiplerinin enkaz altında kalanlara canlı ulaşabilmek için göz yaşlarını akıtan “sesimi duyan var mı?” seslenişleri.

Düşünebiliyor musunuz, bir anda ailesi yok olmuş yapayalnız kalmış insanların umarsızlığını, göğü delen feryadını, yardım talep eden çığlıklarını. İşte bu denli acımasızdır deprem. Bir anda yıkıp geçer, en sevdiğinizi, canınızı alır elinizden. Allah böyle acıyı bu ülkeye bir daha yaşatmasın.

Türkiye bir deprem ülkesi. Nüfusun çoğunluğunu barındıran büyük kentler ve sanayi tesisinin yüzde 75’i deprem tehlikesi altında. Yapı denetimi sistemi eksik ve ihtiyacı karşılayacak düzeyde değil. Türkiye’yi şantiye alanına dönüştüren inşaatlar gereği gibi denetlenemiyor. Can güvenliği bir şekilde müteahhitlerin insafına bırakılıyor. Dere yatakları imara açılıyor deprem tehlikesi gözetilmiyor.

Bilim insanları sürekli “eli kulağında” diye olası İstanbul depremine karşı uyarılarda bulunuyor. 650 binanın ivedilikle yıkılması gereken İstanbul’da kentsel dönüşüm tamamlanamadı. Megakentte 1 milyon 200 bin bina çürük. 650 bini en küçük sarsıntıda bile yerle bir olacak durumda. 1999 depreminin ardından başlatılan kentsel dönüşüm çalışmaları ağır işliyor. Devlet ve yerel yönetim işbirliği ile bu sorunun ortadan kaldırılması gerekiyor. Çok geç kalındı. Olabilecek yeni İstanbul depremi sadece kenti değil, ülke ekonomisini de tuzla buz eder. O denli önemli olası İstanbul depremi. Çok acılar yaşamış Türk milleti yenilerini yaşamak istemiyor.

Aslında Türkiye’nin her yanı deprem riski altında . Her yer fay hatları ile dolu. Kimi her an kırılabilir, kimi zaman içinde. Ama ne zaman gerçekleşeceği bilinmiyor. İstanbul depremi beklenirken, bir bakarsanız başka bölgede yıkıcı sarsıntılar olur, insanlar hayatını kaybeder. En güvenli bölgeler olarak bilinen Karadeniz ile İç Anadolu’nun da ciddi deprem tehdidi altında olduğu bilim insanları tarafından dile getirildi. Öyle ki, geçtiğimiz günlerde Trabzon açıklarında meydana gelen 3.7 büyüklüğündeki sarsıntının Karadeniz için uyarı olduğunu belirtti yer bilimciler. Trabzon ve Karadeniz’de daha büyüklükte depremlerin gerçekleşme olasılığının yüksek olduğuna dikkat çekildi.

Büyük Erzincan depremlerini oldukça derin hissetmişti Karadeniz. Tokat, Amasya ve Çorum’dan geçen Kuzey Anadolu Fay Hattı bölge için büyük tehdit. Samsun’un yakınında yer alan fay hattı her an büyük deprem üretmeye müsait.

Türkiye, depreme en çok can veren ülkelerin başında geliyor. Bu acı gerçek ortada iken geçmişten hiç ders alınmıyor, bir süre sonra unutulup gidiyor. Deprem ihmale gelmez. Salt İstanbul değil, ülkenin her yanı depreme hazırlıklı değil. En son örnek 53 bini aşkın kişinin hayatını kaybettiği 6 Şubat sarsıntısı. Uzmanlar uyarıyor, yer bilimci Prof .Dr Naci Görür, her gün “Depremi sakın unutma” diye bağırıyor. Deprem ihmale gelmez. Naci Görür’ün çığırdığı gibi, “Depremi sakın unutmayın”.