Fon soruşturmaları, milyarlarca liralık para hareketleri, siyasete uzanan iddialar, MHK operasyonu, parti değiştiren belediye başkanları ve 2028 hesapları… Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir gündem değil; siyasetten finansa, futboldan bürokrasiye kadar herkes için geçerli olacak gerçek bir hukuk ve hesap verebilirlik düzenidir. Artık Türkiye'nin ''Temiz Eller'' operasyonu zamanı geldi. Gittiği yere kadar.
Hatırlarsınız; İtalya'da, 1990'ların siyaset arenasında dengeleri altüst eden Temiz Eller soruşturmasını yürüten başsavcı Francesco Saverio Borrelli vardı. İtalya'da futbolda, siyaset dünyasında Temiz eller operasyonu...
Türk futbolunda Temiz Eller Operasyonu şart. Kirlenmişlik, yozlaşma o kadar fazla ki.. Nereden tutsan elde kalıyor. Ancak bugün uyanabildiler! MHK Başkanı sahtecilikten gözaltında ve tutuklandı. Bir yanda 100mmilyarları geçen liralık yolsuzluk iddiaları, diğer yanda devletin fonuna tedbir koyulan şirketler... Liyakatli, dürüst insanları dışlayıp kraldan çok kralcıları başa getirirseniz, "Dünya 5'ten büyüktür" derken yanı başınızdaki çürümeyi kokuşmuşluğu göremezsiniz!
İşte tam da bundan bahsedeceğim...Galiba artık zamanı geldi geçiyor bile...
Türkiye son haftalarda birbiri ardına açılan dosyalarla sarsılıyor.
Fon krizi, yüz binlerce yatırımcıyı ve milyarlarca liralık para hareketini gündeme taşıdı. Bazı siyasetçilerin ve kamuoyunca tanınan isimlerin adının çeşitli iddialarla anılması tartışmayı daha da büyüttü.
Ardından MHK soruşturması geldi. Siyasette belediye başkanlarının parti değiştirmesi, Devlet Bahçeli’nin 2028 senaryosu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığına ilişkin mesajları da gündemin diğer başlıklarını oluşturdu.
Dosyalar farklı olabilir.
Ancak hepsi aynı soruda birleşiyor:
Türkiye’de hesap gerçekten soruluyor mu?
PARA NEREYE GİTTİ?
Fon meselesi artık birkaç yatırımcının zarar ettiği sıradan bir finans olayı değildir. Yüz binlerce kişiyi ilgilendiren kapsamlı bir soruşturma yürütülüyor.
Kamuoyunun yanıt beklediği sorular açık:
Kim ne zaman yatırım yaptı?
Kim ne zaman sistemden çıktı?
Kim olağanüstü kazanç sağladı?
Şüpheli para hareketleri oldu mu?
Para yurt dışına aktarıldıysa bunu kim gerçekleştirdi?
Ve bütün bunlar yaşanırken denetim mekanizmaları neden devreye girmedi?
Burada hukuk açısından önemli bir çizgi korunmalı:
Bir kişinin adının soruşturmada veya kamuoyundaki iddialarda geçmesi, onun suçlu olduğu anlamına gelmez.
Suçluluğa mahkeme karar verir. Ancak siyasi kimliği, makamı ya da şöhreti nedeniyle hiç kimse hakkında soru sorulamayacağı da düşünülemez.
Dosya kime uzanıyorsa, oraya kadar takip edilmelidir.

MHK’DA AÇILAN DOSYA
Futboldaki MHK soruşturması, yıllardır konuşulan güven krizini daha da derinleştirdi.
MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun tutuklanıp istifa etmesi, hakemler Yasin Kol ve Göktuğ Hazar Erel’in de farklı suçlamalar kapsamında tutuklanması, meselenin birkaç kişiden ibaret olmadığını gösteriyor.
Elbette tutuklama, mahkûmiyet anlamına gelmez. Yargı süreci tamamlanmadan kimse suçlu ilan edilemez.
Ancak soruşturma da birkaç isimle sınırlı tutulmamalıdır.
Hakem atamaları, terfiler, gözlemci raporları, kurul ilişkileri, varsa para ve bahis bağlantıları ayrıntılı biçimde incelenmelidir. Gerekirse soruşturma MHK’nın ötesine geçerek TFF’ye, kulüplere ve yöneticilere kadar uzanmalıdır.
Türk futbolunun ihtiyacı birkaç istifa değil, kaybolan güvenin yeniden tesis edilmesidir.
SEÇMENİN İRADESİ NE OLACAK?

Farklı partilerden seçilen belediye başkanlarının AK Parti’ye geçişleri de siyasetin önemli başlıklarından biri.
Hukuken parti değiştirmek mümkün. Ancak seçmenin sormaya hakkı olan temel bir soru var:
Oy kişiye mi verildi, partiye mi, programa mı?
Bu nedenle konu yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi etik ve seçmen iradesi açısından da değerlendirilmelidir.
Tam bu tartışmalar sürerken Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığına ilişkin mesajı ve 2028 içinde seçimlerin yenilenmesi ihtimali yeni bir siyasi gündem oluşturdu.
Erdoğan’ın adaylığı, Meclis’in seçimleri yenileme kararı ve seçim tarihi önümüzdeki dönemde daha çok konuşulacak.
Ancak Türkiye’nin 2028’i tartışmadan önce bugünün hesabını vermesi gerekiyor.
SORUN KİŞİLERDEN BÜYÜK
Fon yöneticisi değişir, MHK Başkanı gider, hakem görevden alınır, federasyon yönetimi yenilenir, belediye başkanı parti değiştirir.
Fakat sistem aynı kalırsa birkaç yıl sonra yine benzer dosyalarla karşılaşırız.
Türkiye’nin temel sorunu burada yatıyor:
İnsanları değiştiriyoruz, sistemi değiştiremiyoruz.
Denetim güçlenmedikçe, şeffaflık sağlanmadıkça ve kurumlar kişilere bağımlı olmaktan kurtulmadıkça aynı soruyu sormaya devam ederiz:
“Bunca şey olurken kimse nasıl görmedi?”
Belki de artık soruyu şöyle sormalıyız:
Kim görmek istemedi?

TEMİZ ELLER, AYRIMSIZ HERKESE
Türkiye’nin ihtiyacı İtalya’daki “Mani Pulite” operasyonunun kopyası değildir. Kendi hukuk sistemi içinde, kendi kurumlarıyla kapsamlı bir temizlik yapılmalıdır.
Bunun tek şartı vardır:
Kimseye dokunulmazlık tanınmamalı.
İktidar mensubuysa da araştırılmalı, muhalefet mensubuysa da. İş insanı, bürokrat, federasyon yöneticisi, hakem veya ünlü olması sonucu değiştirmemeli.
Ancak bu süreci sosyal medya mahkemeleri değil, bağımsız ve tarafsız yargı yürütmelidir.
Suçlu cezasını çekmeli, suçsuzun itibarı korunmalıdır.
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı siyasi intikam ya da tasfiye operasyonu değil; hukuk, şeffaflık ve hesap verebilirliktir.
2028’de kimin aday olacağını, hangi ittifakların kurulacağını elbette tartışacağız.
Fakat önce şu soruya yanıt vermeliyiz:
Nasıl bir Türkiye’de seçime gideceğiz?
Dosyaların belli isimlere ulaşınca kapandığı bir ülkede mi?
Yoksa makamına, partisine, servetine ve formasına bakılmadan hesabın sorulduğu bir ülkede mi?
Siyasetten finansa, futboldan bürokrasiye kadar Türkiye’nin gerçek bir “Temiz Eller” sürecine ihtiyacı var.
Kimin elinin temizleneceğine siyasetin karar verdiği değil…
Hukukun karar verdiği bir Temiz Eller.