Galatasaray 4 yedi, Fenerbahçe 6! Peki bu hezimetlerin hesabını kim verecek?
Türk futbolu Avrupa arenasında bir kez daha ağır bir gerçekle yüzleşti. Önce Galatasaray, ardından Fenerbahçe…
İki ezeli rakip, iki büyük camia, milyonlarca taraftar ve geride kalan iki büyük hayal kırıklığı!
Galatasaray, sahasında Barcelona'ya 4-1, Fenerbahçe ise İngiltere deplasmanında Aston Villa'ya 6-0 mağlup oldu.
Sonuçlar:
Ama hemen söyleyelim: Her ağır yenilgi aynı değildir. Her mağlubiyetin hikâyesi, mücadelesi ve sorumluluğu farklıdır.
Galatasaray, Barcelona karşısında en azından mücadele etmeye, güçlü rakibine direnmeye çalıştı. Elbette dört gol yemek kabul edilebilir değil. Ancak karşınızda dünya futbolunun en önemli kulüplerinden biri var. Güç farkını, kalite farkını ve rakibin oyun üstünlüğünü görmezden gelemeyiz.
Peki Fenerbahçe'ye ne demeli?
İngiltere'de sahaya çıkan takım gerçekten Fenerbahçe miydi? Aston Villa adeta yürüyerek oynadı, Fenerbahçe ise rakibini izledi!
Savunma yok, direnç yok, yardımlaşma yok, mücadele yok. Rakip her geldiğinde gol tehlikesi yarattı. Fenerbahçe gibi büyük bir camianın formasını taşıyan futbolcuların bu kadar kolay teslim olması kabul edilebilir mi?

Üstelik bu takımın taraftarı tam 18 yıldır Şampiyonlar Ligi hasreti çekiyordu!
18 yıl bekle, milyonlarca avro harca, büyük transferler yap, Avrupa'da başarı hayalleri kur ve sonunda İngiltere'den altı gollük bir hezimetle dön!
Bunun adı yalnızca mağlubiyet değil, sportif bir çöküştür.
Sayın İsmail Kartal, bu takım Aston Villa maçına hazır mıydı?
Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal'a sormak gerekiyor:
Hocam, siz Avrupa'nın en önemli organizasyonunda Aston Villa ile karşılaşmaya hazırlanırken neden hâlâ Alanyaspor maçının gündemindesiniz?
Rakibinizi ne kadar analiz ettiniz? Aston Villa'nın hücum organizasyonlarına karşı nasıl bir önlem aldınız? Orta sahadaki boşlukları neden kapatamadınız? Savunmanız neden her rakip atağında dağıldı?
Daha da önemlisi, ilk yarıyı 3-0 geride kapatan takımınız ikinci yarıda neden toparlanamadı?
Bir teknik direktörün görevi yalnızca ilk 11'i belirlemek değildir. Maça hazırlanmak, rakibi okumak, gerektiğinde müdahale etmek ve takımını ayağa kaldırmaktır.
Fenerbahçe'de bunların hangisini gördük?
Altı gol yiyen bir takımın teknik direktörü çıkıp yalnızca bireysel hatalardan, şanssızlıktan veya eksiklerden söz ederek bu tabloyu açıklayamaz.
Bu hezimetin teknik sorumluluğu öncelikle teknik direktöründür. Ancak hesap yalnızca ona kesilemez!
Fenerbahçe yönetimi, siz neredesiniz?
Yıllardır yapılan transferler, harcanan milyonlarca avro, büyük vaatler…
Peki karşılığı ne?
Fenerbahçe taraftarı artık açıklama değil, sonuç istiyor. Büyük kulüp olmak yalnızca büyük bütçeler oluşturmak değildir. Büyük kulüp olmak, doğru kadroyu kurmak, doğru teknik yapılanmayı oluşturmak ve başarısızlığın hesabını verebilmektir.
Yönetim şu sorulara cevap vermelidir:
Bu kadro hangi futbol anlayışına göre kuruldu? Transferler hangi ihtiyaçlara göre yapıldı? Avrupa'da rekabet edebilecek bir takım oluşturulduğuna gerçekten inanılıyor mu?
Bir gecede altı gol yiyen takımın sorumluluğunu sadece futbolculara yükleyerek kimse işin içinden çıkamaz.
Hani Galatasaray'a 6-0 diye takılıyordunuz?
Gelelim işin bir başka boyutuna…
Yıllardır Fenerbahçe taraftarının Galatasaraylılara karşı kullandığı en büyük kozlardan biri 6-0'lık derbi galibiyetiydi.
Her fırsatta o skor hatırlatıldı. Sosyal medyada paylaşıldı, tribünlerde gündeme getirildi.
Şimdi ne olacak?

Galatasaray taraftarı çıkıp, "Siz önce Aston Villa'dan yediğiniz altı golün hesabını verin, sonra bizimle uğraşın!" demeyecek mi?
Elbette diyecek!
Futbolda rekabet güzeldir, ezeli rakiplerin birbirine takılması da bu oyunun bir parçasıdır. Ancak unutulmamalıdır ki bir derbide alınan 6-0'lık galibiyet ile Avrupa'da yaşanan 6-0'lık mağlubiyet farklı şeylerdir.
Yine de futbolun hafızası güçlüdür. Dün rakibine hatırlattığın skor, bugün dönüp seni bulabilir.
Ama burada asıl mesele Galatasaraylıların Fenerbahçelilerle, Fenerbahçelilerin Galatasaraylılarla dalga geçmesi değildir.
Asıl mesele, Türk futbolunun Avrupa'da giderek büyüyen kalite ve rekabet sorunudur.
Milli takım da kulüpler de aynı sorunun içinde!
Bir tarafta beklentileri karşılamakta zorlanan A Milli Takım, diğer tarafta Avrupa'da ağır yenilgiler yaşayan Galatasaray ve Fenerbahçe…
Artık kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz neden Avrupa futboluyla aramızdaki mesafeyi kapatamıyoruz?
Türkiye'de milyonlarca avroluk transferler yapılıyor.
Futbolculara astronomik ücretler ödeniyor. Teknik direktörler değişiyor, yönetimler değişiyor, büyük hedefler açıklanıyor.
Ama Avrupa'ya çıkınca aynı sorunlarla karşılaşıyoruz.
Tempo eksikliği, fiziksel yetersizlik, taktik disiplinsizlik, savunma zaafları ve baskı altında dağılan takımlar…
Türkiye'de birkaç maç kazanmakla Avrupa'da başarılı olunmuyor. İçeride yıldız olmak, dışarıda rakibinizin karşısında ayakta kalacağınız anlamına gelmiyor.
Avrupa futbolu koşuyor, düşünüyor, üretiyor ve gelişiyor.
Biz ise çoğu zaman hâlâ isimlerle, transfer bedelleriyle, hakem tartışmalarıyla ve ezeli rekabetin gürültüsüyle meşgulüz.
Artık birileri hesap vermeli!
Galatasaray'ın Barcelona karşısındaki yenilgisi de sorgulanmalı. Fenerbahçe'nin Aston Villa karşısındaki altı gollük hezimeti ise çok daha ciddi bir özeleştiri gerektiriyor.
Çünkü bir takım yenilebilir. Güçlü rakibi karşısında zorlanabilir. Hatta farklı mağlup olabilir.
Ama mücadele etmeden teslim olamaz!
Fenerbahçe formasının ağırlığını taşıyamayan futbolcular da, takımı sahaya hazırlayamayan teknik heyet de, bu kadroyu oluşturan yönetim de sorumluluktan kaçamaz.
Bu ülkenin futbolseverleri artık büyük sözler değil, büyük sahnelerde mücadele eden takımlar görmek istiyor.
Son sözüm hem Galatasaray'a hem Fenerbahçe'ye hem de Türk futbolunu yönetenlere:
Avrupa'da başarı, geçmişin kupalarıyla, taraftar sayısıyla, transfer çalımlarıyla veya ezeli rakibinizin başarısızlığıyla gelmiyor.
Başarı; akılla, planlamayla, disiplinle, çalışmayla ve hesap verebilirlikle geliyor.
Galatasaray dört gol yedi, Fenerbahçe altı gol yedi. Ama asıl kaybeden Türk futbolunun itibarı oldu.
Ve artık şu sorunun cevabını duymak istiyoruz:

BU FUTBOLUN HESABINI KİM VERECEK?
Çünkü taraftar yenilgiyi affeder, kötü futbolu da bir yere kadar kabullenir. Ama ruhsuzluğu, teslimiyeti ve sorumsuzluğu asla affetmez