Yine Soma, yine iş cinayeti, yine yerin yüzlerce metre altında evine ekmek götürmek için kazma sallayan emekçilerin yetersiz önlemlerden ötürü yaşamını yitirmesi.

Geçen hafta Manisa’nın Soma ilçesindeki bir maden ocağında göçük altında kalan beş emekçi geride acı dolu, gözleri yaşlı aileler bırakarak yaşama veda etti. Ölen maden emekçilerinden Kerim Ören’in oğlu Yaşar Ören’in babasının tabutunun başında akıttığı göz yaşları Türkiye’nin belleğine unutulmayacak şekilde acı görüntü olarak yerleşti. O göz yaşları anlayana çok şey ifade ediyordu.

Minik Yaşar’ın gözlerinden akan yaş, aslında her gün 6 emekçinin canını alan iş cinayetlerine, işyerlerindeki yetersiz güvenlik önlemlerine, taş yürekli patronların üç kuruşa emekçileri çalıştırmasına isyandı. Yaşar’ın göz yaşları kuralsızlığın egemen olduğu çalışma yaşamına, madencilerin talim ettiği açlık sınırının altındaki 28 bin 75 TL tutarındaki asgari ücrete, güvencesizliğe, kayıt dışı istihdama tepkinin ifadesiydi.

Kuşkusuz bu iş cinayeti de bir süre sonra gündemden düşecek. Ne zamanki yeni canlar gidecek o vakit iş cinayetleri konuşulacak, tartışılacak. İstenmeyen Avrupa şampiyonluğunu koruduğumuz iş kazalarını ne yazık ki önleyemiyor, geriletemiyoruz. İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre Türkiye’de her yıl 1.800 ile 1.900 emekçi iş kazalarında yaşamını yitiriyor. Kazalarda ölenlerin çoğunluğunu Soma’da olduğu gibi maden ocaklarında çalışan gariban emekçiler oluşturuyor.

Dünyanın en tehlikeli mesleğini yerine getiren madenciler her an ölümle burun buruna yerin yüzlerce metre altında saatlerce kazma sallıyor.Bu denli tehlikeli meslek olmasına karşın ellerine geçen para asgari ücret veya bir miktar üzerinde.Kaçak maden ocakları oldukça yaygın. Denetimler sonucunda kapatılmalarına rağmen gözünü para hırsı bürümüş patronlar tarafından mühürler kırılarak ocaklarda yasa dışı üretim sürüyor. Hali ile maden emekçileri kayıt dışı üretimin ve istihdamın bedelini canları ile ödüyor. Sonunda minik Yaşar gibi yüzlerce maden emekçisi çocuğu babalarının tabutu başında hüngür hüngür ağlıyor, akan göz yaşları Türkiye’nin kalbine bir ok gibi saplanıyor.


Anımsanacağı üzere 13 Mayıs 2014’de Soma’da meydana gelen Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük iş cinayetinde 301 maden emekçisi ihmalkarlığın, yetersiz önlemlerin, aşırı kar hırsının kurbanı olarak yerin yüzlerce metre altında yaşama veda etmişti. 12 yıl geçti ama acılar dinmedi, emekçi ailelerinin hak arayışı
yargıda sürüyor. Kömür ocağındaki yangında yüzlerce emekçinin yaşamı yitirmesi, geride acılı aileler bırakması, Türkiye’nin yüreğini dağlamış, gözyaşları sel
olmuştu. Soma ve hemen ardından Ermenek’teki iş cinayetleri madencilerin
çilesini, yoksulluğunu, işsizlikten çaresizliğini, denetim
eksikliğini, yetersiz önlemleri, bunlara çanak tutan sarı sendikaların
varlığını bir kez daha gündeme taşımıştı. Ne var ki aradan geçen 12
yılda ortaya çıkan sorunlar varlığını hala koruyor, iş cinayetleri can almaya devam ediyor.
Orhan Veli’nin , ‘’Alnımdaki yüz karası değil kömür karası. Böyle
kazanılır ekmek parası’’ diye tanımladığı maden işçiliği, kömür
işçiliği en zor, zor olduğu kadar saygı duyulması gereken mesleklerin
başında gelir.
Grizu patlamasından göçük altında kalarak yaşamlarını yitirmeleri veya
sakat kalmaları maden işçilerinin yazgısıdır adeta.
Onlar bu yazgıyı, umarsızlıktan, işsizlikten bilerek, kabullenerek
inerler yerin yüzlerce metre altındaki ocaklara, her an göçük altında
kalma kaygısı ile ekmek uğruna sallarlar kazmayı.
Ölüm riski çok fazla olsa da başka şansları, seçenekleri yoktur
onların kömür işçiliğinden gayrı.
Tek amaçları asgari ücret veya biraz üzerindeki maaşla ailesini
geçindirebilmek, muhannete muhtaç olmadan yaşamlarını sürdürebilmek,
çocuklarının geleceğini garanti altına almaktır.
Yerin yüzlerce metre altında tüm gücü ile kazma sallayarak kömür çıkarırlar.
Beklenmedik bir göçük, yangın veya grizu patlaması yaşamlarını
sonlandırır, geride gözü yaşlı eş, ana, baba ve çocuk bırakarak
göçerler bu fani dünyadan.
Birlikte çalıştığı arkadaşının cenazesini ocaktan ağlayarak
çıkarırlar, dönerler ocağa yine sallarlar kazmayı.
Soma devlet hastanesinin ön cephesindeki tabelada yazdığı gibi, çileli
maden emekçileri ‘’Bir avuç kömür için, bir ömür verirler’’.
Madenciler gibi düşük ücretle yaşam zorluğu çeken, kayıt dışı
çalışmaktan sosyal güvenlikten yoksun , taşeron olarak çalışmasından
ötürü kıdem tazminatı ve ücretli izin hakkından yararlanamayan Türk
emekçilerinden altısı her gün cinayete dönüşen iş kazalarında yaşamını
yitiriyor.
Sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma, çalışma koşullarının
ağırlaştırılması, kayıt dışı istihdam iş kazalarına davetiye
çıkarıyor. İş cinayetlerinin çoğunluğu önlenebilir nitelikte. Ama patronların aşırı kar hırsından, yetersiz önlemlerden ve denetimlerden, kayıt dışı istihdamın artmasından ötürü masum canlar gidiyor. Yeter artık, emekçiler ölmesin, aileler acıları ile baş başa kalmasın, Yaşarlar göz yaşı akıtmasın.