Son derece kibar, hoş görülü, demokrasi tutkunu devlet adamı, Kıbrıs fatihi “Karaoğlan” Bülent Ecevit’i yitireli 20 yıl oldu.

Günümüzde mumla aranan nazik devlet adamlığının en seçkin örneği olan rahmetli Bülent Ecevit, çalışma yaşamına kazandırdığı yasalarla katıksız emekçi ve gariban dostuydu aynı zamanda. Beş kez üstlendiği Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık görevinde, ozan ruhunun ve yazar yönünün yanı sıra hep özgürlüğü, barışı, kardeşliği, ezilen halkın, emekçinin hakkını önceledi. Ulusal çıkarları ve Kıbrıs Türklerinin hakkını sonuna dek savunarak, milim ödün vermedi. Bülent Ecevit, kibar devlet adamlığının yanında emperyalizmin dayatmalarına karşı çıkması ile gerektiğinde şahindi.

20 Temmuz 1974’ de “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Kıbrıs’a askeri harekat başlattı. Harekatın, Kıbrıs Türklerinin özgürlüğünün, bağımsızlığının ve huzurun sağlanması için yapıldığını vurgulayan Ecevit, “Biz aslında savaş için değil, barış için, yalnız Türklere değil, Rumlara da barış getireceğiz” diyerek adada işgalci olmadığını dünyaya haykırmıştı. Kıbrıs Barış Harekatı ile tarihe damgasını vuran, Kıbrıslı Türkleri Rum esaretinden kurtaran Ecevit, barışçıl yönü ile de dünyaya örnek olan liderdi.

17 Ocak 2020’de yaşamını yitiren eşi Rahşan Ecevit ile birlikte oluşturduğu sade ve gösterişten ırak yaşamı, kamu kaynaklarını çarçur etmeyen tutumuyla dürüst devlet adamlığının nasıl olması gerektiğini göstermiş ve övgü toplamıştı. Günümüzde fon vurgunu ile devletin parasının nasıl iç edildiği, tüyü bitmemişlerin hakkının yenildiği göz önüne alındığında Bülent Ecevit’in israftan kaçınan devletçi tutumu daha iyi kavranıyor ve özleniyor.

Çağdaş sosyal demokrat kimliği ile dünyada saygın yer edinen Ecevit’in çok sayıda hatırı sayılır dostu vardı. Bir suikasta kurban giden İsveç Başbakanı Olof Palme, fikirlerinden ötürü en yakın dostuydu. Örnek devlet adamlığından ötürü dünyada saygın konuma sahipti.

“Bizim iki gücümüz var: Hak ve halk” diyen Bülent Ecevit’in en önemli özelliklerden biri de emekçi dostu ve gariban babası olmasıydı. Bu tutumundan ötürü halk, 1977 seçiminde “Karaoğlan” olarak adını dağlara, taşlara yazdı, her gittiği ilde büyük sevgi ile karşılandı.

Çalışma yaşamında devrim sayılacak 274 ve 275 sayılı toplu iş sözleşmesi, grev, lokavt ile sendikalar yasası Çalışma Bakanlığı döneminde Bülent Ecevit’in yoğun çabası sonucu 1963 yılında hayata geçirilmişti. 25 Ağustos 1999 tarihinde İşsizlik sigortası yasasının çıkması için Meclis Genel Kurulu’nda nasıl sabahladığı hala belleklerde, unutulmadı .Emekçilere büyük haklar sağlayan yasaların çıkmasına öncülük eden Ecevit, içten emekçi dostu olduğunu bu yasaların çıkması için verdiği çabalarla kanıtlamıştı.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) standartlarını ve evrensel iş hukukunu Türkiye’ye kazandırmak amacıyla kapsamlı bir yasa taslağı hazırlayarak basının ve kamuoyunun tartışmasına sundu. Reformcu bu adım dönemin patronlar tarafından büyük bir dirençle karşılandı. “İşçinin ücretini pazarlık konusu mu yapacağız, böyle şey olur mu ?” diyerek seslerini yükselten işverenler, taslağa karşı boykot kararı aldı. Tüm bu baskılara ve direnişe karşın Bülent Ecevit geri adım atmadı. ILO ‘nun koşullarına uygun çalışma yasalarının çıkmasını sağladı. O dönemde sağlanan bu hukuki haklar sayesinde yaklaşık 400 bin emekçi sendikalı oldu.

4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası’nın 25 Haziran 2002’de Meclis Genel Kurulu’nda çıkmasına öncülük ederek memurlara- grev hakkı olmasa da – toplu görüşme hakkı tanındı. Günümüzde işçi ve memurlar toplu sözleşme hakkından yararlanabiliyor, maddi kazanımlar elde edebiliyorsa Karaoğlan” Ecevit’in büyük uğraşı sayesindedir. Ama sendikalar onu çoktan unuttu.

Bülent Ecevit, Türkiye’de özel bir sevgiye mazhar olmuş bir siyasetçiydi ve onun aşkla seven, ona sahiden kurban olmaya hazır insanlar vardı. Hakkı teslim edilmemiş, çevresi ve şartlar tarafından engellenmiş, temiz ve duygusal adamdı Karaoğlan Bülent Ecevit.

Aslında, onun politikalarından bugünlerde alınacak öyle çok ders var ki. Ulusal çıkarlara ne denli duyarlı olduğu, haşhaş ekimi konusunda ABD’ye nasıl rest çektiği, dünyanın karşı çıkmasına karşın Kıbrıs’ta Barış Harekatı’nı cesaretle nasıl gerçekleştirdiği çok iyi irdelenmeli. Onu unutmak mümkün mü…